Blog

SEVGİ

S-en

E-y

V-arlığı

G-üzel

İ-nsan

Sevgi insanlara var olduklarından itibaren bahşedilmiş en değerli yaşam kaynağıdır. Bu kaynak, bizim dünyaya gelişimimiz ile şefkatli ve sevgi dolu bakım yapan ebeveynlerimiz tarafından bize bebeklikten itibaren verilmeye başlanır.

Daha dünyaya geldiğimiz ilk anda başlar sevilme hikâyemiz. Bu nedenle de her birimiz için spesifik bir hal almaya başlıyor.

Herkesin bir sevilme hikâyesi var!

Evet, hikâye diyorum ve kendi hikâyemi senin için buraya yazıyorum…

Değerli, sevilesi bir insan olduğunuzu hissetmek, bugün bir ötekiyle yaşadığınız ilişkide mümkün olmakla birlikte sadece onda ibaret değildir. Bunu 21 yaşında ilk çocuğumu dünyaya getirirken evladımla aramdaki sevgi ilişkisinde fark ettim.

Tanımlayamadığım, beni tutan ve temasta bulanamayan, tarif edemediğim bir duygunun vermiş olduğu duygusal çöküntü nedeniyle kendimi bir psikoloğun seans odasında buldum. Soru soruyordu, ben cevaplıyordum, notlar alıyordu… Anlamsız gelen bir kaç seans tekrarından sonra yine kendimi o odanın içinde cevaplar verirken buldum.

Psikoloğumun “Annenizin en son sizi sevdiği anı hatırlıyor musunuz?” sorusuyla kendimi, üstümden tır geçmiş gibi hissediyordum. Kala kaldım… Bu nasıl bir soruydu? Bütün geçmişim gözlerimin önünden saniyeler içinde geçti. Annemle ilgili hiç bir anıya rastlayamamış, kocaman bir evin içinde görünmez bir çocuk olarak büyümüş olduğumu, annem tarafından her hangi bir temas iletisi alamadan büyümüş olduğumu fark ederken, seans odasının içinde haykıra haykıra ağlayıp içimde fırtınalar kopa kopa, soğuk terler döktüm. Odanın daha önce ne kadar küçük olduğunu fark etmemiş olan ben, bütün duvarların üstüme döküldüğünü hissediyordum. Yalnızdım, savunmasız, çaresizdim; tıpkı yeni doğan bir bebek gibi… Ağlıyordum ve ne istediğimin farkındaydım.

SEVGİ idi hastalığımın adı…

Anlamıştım ve onu arıyordum.

İlk işim telefona sarılıp annemi aramak oldu. Bağıra bağıra konuşuyordum; “Beni niye sevmedin, beni niye sevmedin?”

Kocaman bir sessizlik oluştu. Neler olup bittiğinden bihaber olan annem, büyük bir şaşkınlıkla sordu;

“Ne oldu kızım?”

Beni en son ne zaman sevdiğini sordum ve yine sessizlik…

Sesi titriyordu annemin ve titreşimlerini hissediyordum. Acı çekiyor, hıçkırıklarla ağlıyordu…

Annemin sorumlulukları çoktu. 15 kişilik bir evin bütün sorumluluklarını almış ve sekiz kardeşten dördüncü çocuk olan beni sevmek için hiç fırsatı olmadığını söylüyordu…

Bu çok acıydı…

İkimiz için de zor bir süreçti…

Olabildiğince çocuğuma sarıldım, öptüm kucakladım. O güne kadar bilmediğim bir duygunun tanımını öğrenmeye başladım.

Anneme gelince…

Onu yılda bir kaç kere görme şansım oluyordu. O sıralarda fırsat buldukça onu kucaklıyor ve öpüyordum. Bir araya gelemediğimiz zamanlarda ise sıklıkla sesini duymak için telefonla görüşüyordum.

Bugün partnerinizi nasıl sevdiğinizin izlerini, geçmişte nasıl sevildiğinizde görmeniz mümkün. Bebeklik, ilk çocukluk dönemi ve sonrasında bakım verenlerin, temas halinde olduğunuz herkesin size hissettirdikleri hatta anne ve babanızın kendi aralarındaki ilişki bile bugün sizin bir ilişkiyi yaşama şeklinizde etkili olabilir. Aslında bağlanma teorisi bu olguyu açıklar bize.

Sıcak ve sevgi dolu temas iletileri yaşamımız da büyük önem taşımaktadır.

Yapılan bir araştırmada, büyük bir hastanede çalışan doktorlar ve hemşireler tarafından kucağa alınmayan, dokunulup sevilmeyen ve kendileriyle konuşulmayan bebeklerin bir zaman sonra öldükleri fark edilmiş. Bebekler, sanki yaşamak istemekten vazgeçmişler ve kısa bir süre sonra birçoğu ölmüş. Bu bebeklerin “Marasmus” diye adlandırılan bir hastalık sebebiyle öldükleri tespit edilmiş.

Aynı doktorlar ve hemşireler, kucaklanan ve okşanan bebeklerin ise güçlü ve sağlıklı bir şekilde büyüdüklerini fark etmişler. Bundan sonra doktorlar, hemşirelere bebekleri kucaklamalarını söylemiş ve bunun üzerine hemşireler de tüm bebekleri sevip okşamaya, tüm bebeklere şefkatle dokunmaya başlamışlar. Sevgi dolu bu davranışın ardından bırakın ölmelerini hiçbir bebeğin hasta bile olmadığını görmüşler. (Kaynak: Çocuklar, Gençler ve Yetişkinler İçin Transaksiyonel Analiz. S:32-33)

Sevginin gücü işte!

Canlılar dünyasından da sevginin ve kabulün gücüne örnek vermeye devam edecek olursak, istiridyelerin yaşam habitatına bakmak son derece aydınlatıcı bir örnek olacaktır. İstiridye, yumuşakçalar (Mollusca) şubesinin yassı solungaçlılar sınıfından, ılıman ve sıcak denizlerde toplu halde yaşayan çift kabuklu bir hayvan. İçine kaçan kum tanesini ret etmek yerine kabul eder ve sedef salgısıyla canının yanmasına rağmen o kum tanesini sarar ve ortalama 2/3 yıl içinde inci meydana getirir.

“İnsan neyle yaşar?” sorusunun güçlü bir cevabıdır sevgi…

Peki ya sen, sevgiyi nasıl öğrendin?

Sevgiyi sana nasıl öğrettiler?

Sevgili dostum,

Bütün yüreğinle önce kendini sev!

Sevdiklerini sev!

İnsanlığı sev!

Ve yaşamayı sev!

Yüreğinde her daim değerli ve yaşamsal olan sevginin gücüyle kal!..

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Gülcan Çoban

Değişim, gelişim ve dönüşüm yolculuğunda bireylerin kendi potansiyellerini keşfetmelerine rehberlik ediyorum. Her insanın içinde var olan gücü ortaya çıkararak daha bilinçli, dengeli ve tatmin edici bir yaşam kurmasına destek oluyorum. Farkındalık kazandıran yaklaşımım ile bireylerin hedeflerine daha net adımlarla ilerlemelerine, kendilerini daha iyi tanımalarına ve yaşamlarında kalıcı dönüşümler gerçekleştirmelerine eşlik ediyorum. Bu yolculukta, kendi en iyi versiyonunuza ulaşmanız için yanınızdayım.

Son Yazılar

Hizmet Alanlarım

#değişim #gelişim #dönüşüm

Başlamaya Hazır Mısın?

Kendi potansiyelini keşfetmek, hayatında gerçek bir dönüşüm başlatmak ve hedeflerine net adımlarla ilerlemek isteyen herkes için buradayım.

“Daha mutlu bireyler için koçluk, desteklenmeye değer bir UMUTTUR.

İletişim

Hakkımda

Ben Kimim?

Vizyonum

Misyonum

Hizmet Alanlarım

Adres Tarifi

© 2026 Tüm Hakları Saklıdır GÜLCAN ÇOBAN