Öncelikle kadını tanımlamak ve toplumsal yaşam içindeki rolünü belirlemek, doğru yaşam için esastır. Bu yargıyı, kadının biyolojik özellikleri ve toplumsal statüsü açısından belirtmiyoruz; varlık olarak kadın kavramı önemlidir.
KADIN
Kadının tanımlandığı oranda erkeği tanımlamak da olasılık dahline girer. Erkekten yola çıkarak kadın ve yaşamı doğru tanımlayamayız. Kadının doğal varlığı, daha merkezî bir konumdadır. Biyolojik açıdan da bu böyledir. Erkek egemen toplumun, kadının statüsünü alabildiğine düşürmesi ve silikleştirmesi, kadın gerçekliğini kavramamızı engellememelidir. Yaşamın doğası daha çok kadınla bağlantılıdır. Kadının toplumsal yaşamdan alabildiğine dışlanması bu gerçeği yanlışlamaz, tersine doğrular. Erkek, zorbaca ve yok edici gücüyle kadın şahsında aslında yaşama saldırmaktadır. Toplumsal egemen olarak erkeğin yaşama düşmanlığı ve yok ediciliği, yaşadığı toplumsal gerçeklikle yakından bağlantılıdır.

YAŞAM
Öncelikle yaşamın gayesini sorgulamak gerekir; “Niçin yaşıyoruz?”, “Yaşam niçin kendisini sürdürüyor, besliyor ve koruyor?”
“Yaşamak için beslenmek, korunmak ve üremek gerekir.” demek herhalde cevap için yeterli değildir. Bundan öteye sorulacak soru, “Niçin ürüyoruz, beslenip korunuyoruz?” sorusudur.
- Felsefi ilişki temelinde geliştirilecek yaşam nasıl olabilir?
- Neden her iki cinsin özgürlüğü temelinde bir yaşamı kadınla yaratmak, günümüzün olmazsa olmazlarındandır?
- Yaşama nasıl bir anlam biçmeliyiz?
- Özgünlük olmadan yaşam mümkün müdür?
- Yaşamın anlamı nasıl tanımlanmalıdır?
- Neden yaşam vardır?
- Doğru yaşam nasıl geliştirilir?
Benzer soruların yanıtlarını geliştirmek gerekmektedir. Yaşamı hangi temelde öreceğimizin teorik ve pratik boyutlarının belirginleşeceği modeller yaratmalıyız.

Özgür Yaşam Modelimiz Nasıl Olacak?
Kadın ve erkekler olarak kendimizi düşüncede, ruhta, kişilikte nasıl şekillendireceğiz? Nasıl yeni toplumun oluşturucu eylem gücüne dönüştüreceğiz? Bu açıdan sınıflı uygarlığın sunduğu yaşamın ne kadar hastalıklı olduğunu, sorun ürettiğini görmekteyiz. Aslında insanlık tarihinde buna karşıt temelde özgür bir yaşamın olduğunu ve bunun mücadelesinin sürekli olduğunu bilmek gerekmektedir. Kadınla özgürlük temelinde bir yaşamın geliştirilmesi için yaşama çok yönlü ve bütünsel bir yaklaşımın düşünsel boyutta geliştirilmesi gerekmektedir. Özgürlük temelinde kadınla geliştirilecek felsefi bir yaşam, bugün toplumun içinde bulunduğu kaos ve kırımdan çıkışın en doğru ve çözüm üreten yöntemidir. Fiziki çoğalmadan ziyade zihinsel ve ruhsal güçlenmeyi sağlamak önemlidir. Kadın doğasını iyi tanımak gerekir.
- Acaba neden varız?
- Dahası, var olmak nedir?
- Yaşam nedir, nasıl oluşur?
- Kimdir yaşayan, var mıdır yaşamayan?
- Yaşam dahil olunan mıdır yoksa bizzat yaratılan mıdır?
- Her şey; kendini seyretmek isteyen bir gücün tezahürü müdür yoksa ancak bizimle varlaşabilen bizden biri midir, bizi var eden?
Dahası, biz ve her şey, sadece var kılınanlar mıyız yoksa gerçek yaratıcılar bizzat bizler miyiz?

KADIN VE ERKEK
Kendi farkına varan insanın muhtemelen başından beri kendine sorduğu sorulardır bunlar. Bu çocukça sorular, basitteki karmaşıklığın ve içinden çıkılamazlığın tüm özelliklerini içeriyor. Tüm geçmişine rağmen hâlâ üzerinde en fazla kafa yorulması ve anlaşılması gereken sorular olmaya devam ediyor.
Sonuç olarak insan yaşamı toplumsal yaşamdır ve toplumsal yaşam da kadın eksenlidir. Bu, erkeğin toplumsuz veya toplumun erkeksiz olabileceği anlamına gelmez. Erkek de varoluşsal olarak toplumsaldır, toplumsallık insan türünün varoluş koşuludur. Kast edilen, toplumsal yaşamın kadının etrafında ve belirleyiciliğinde gerçekleştiğidir. Bu, toplumsal yaşamın en uzun süre kapsamında gerçekleşen formudur. Tüm eşeyli canlılarda yeni neslin doğurucusu ve eğiticisi dişil unsurdur.
Eğitim de yaşamda var olma, hazırlama ve inşa etme gibi bir dişillik işidir. Kadını yok saymak; yaşamı, özgürlüğü, bütünü yok saymak demektir.
ANNE – ÇOCUK
Anne ve çocuk arasındaki ilişki karşılıksız, hiçbir şey beklemeden gelişen, doğal bir ilişkidir. Tamamen duygusal bağlılıktan gelmektedir. Bundan dolayı doğada bulunan tüm canlılardaki bu ilişki tarzı, yaşamsal gelişim açısından belirleyici bir öneme sahiptir. Yeni doğan bebeğin, yaşam içerisinde yüzleşeceği sorunlar karşısında olgunlaşıp dayanıklı hale gelinceye kadar gereken korunma ve beslenme ihtiyacı, annenin çocukla kurduğu yaşamsal ilişkinin duygularla tamamlanmasını ve ortak anlam dünyalarının oluşmasını sağlar.
Bu temelde kadının doğurganlığını, çocuğu besleyip büyütmesini hafife almamak gerekir. Tabii bunu belirtirken sırf biyolojik bir olguya indirgememek gerekir. Ananın toplumsallığı geliştirerek, toplumu üretime yöneltip olanı değerlendirmeyi geliştirmesidir aynı zamanda. Yine bununla bağlantılı olarak toplumsal yaşamın devamlılığı için korumanın sisteme kavuşturulmasıdır. Bu anlaşılmaksızın toplumsallığın ve toplumsal ahlaki ilişkilenmelerin anlaşılmasında da yetersiz olacaktır.
Kadın ile çocuk ilişkisi, kadının birçok ilke imza atmasını da beraberinde getirmiştir. Yaşamın temel yol göstericisi olan kadın; toplumsallığı oluşturan, topluluğun içinde dayanışmayı ve birlikteliği sağlayan güç olmuştur. Bu nedenle öncelikle kadının kendi öz iradesini geliştirmesi gerekmektedir. Kendi düşünce gücüne güven, karar gücü olma, inandığını kaygısızca ifade etme, gördüğü yetersizlikleri dile getirme özgür irade ile gelişecektir. Kendini var kılarak değişmeye karar vermeli. O an, bu andır! Evrenin her yerinde, her şeyinde -ister farkında olalım ister olmayalım- gerçekleşen şey; bir değişim, dönüşümdür. Bu yönüyle Herakleitos’ un değişiyle “Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir.” Peki, kimsenin inkâr edemeyeceği bu değişme de neyin nesi? Gerçekte bu değişimi sağlayan nedir?

Neden Değişir, Dönüşürüz?
İnsan halimizle bu soruları tam cevaplayamayız. Çünkü biz, toplumla sınırlanmış durumdayız. Toplum üstü varlık olamayız. Sadece soru sorabiliriz. Talihimiz şudur ki soru sormak da anlamanın yarısıdır. Dolayısıyla anlamaya (mutlak anlam) ilişkin ipuçları verebiliriz. Şimdilik anlamlı hale gelmenin çok önemli olduğunun ve yaşamın temel gayesini yakalamaya epeyce yaklaştığının farkına varıp tatmin olabiliriz. Anlamlı yaşamın kendisine ilişkin olarak temel sorunların büyük kısmını çözmeye, en azından arzulanan adil, güzel ve doğru toplumsal yaşama dair cevapları bulmaya muktedir ve yetenekli olduğumuza hükmedebiliriz. Öyle değil mi? Senin bu konuya ilişkin düşüncelerin nedir? “Özgürlük ölçülerini kendinde yaratan kadın, özgür toplumun teminatıdır.”





