Blog

ÇOCUKLUĞUMUZDA ÖĞRENDİĞİMİZ KALIPLAR, BUGÜNKÜ YAŞANTIMIZA NASIL YANSIYOR?

İnançlarımız ve değerlerimiz gerçekten bize mi ait? Yoksa yıllar içinde bize öğretilen, dayatılan, içimize işlenen, doğalmış gibi sunduğumuz ama aslında bizi sınırlandıran kalıplar mı onlar?

Toplumumuzda kadının yüksek sesle konuşması, gülmesi — hatta varlığını sesle duyurması bile — “ayıp” olarak öğretilmiştir. Bu, kalıplar örgüsünün yalnızca bir ipliğidir. Belki de bize gülmeyi değil, özgürce gülmeyi unutturdular. Belki de o kahkahanın ardında yatan cesareti, direnişi, masumiyeti, bize yıllarca gizlettiler.

Gülmenin Özgürlüğü

“Gülmenin tarihini yazmak çok ilginç olur muydu?”

19. yüzyıl Rus düşünürü Aleksandr Herzen’in bu sorusu, Barry Sanders’ı derinden etkilemiş olmalı ki, o da “Kahkahanın Zaferi: Yıkıcı Bir Tarih Olarak Gülme” adlı eserini kaleme aldı.

“Her gülme, aslında yeryüzü cennetinin çağrısının yeniden duyulmasıdır. Çünkü yalnızca orada — cennet bahçesinde, kuralların ve utançların olmadığı o ülküsel mekânda — insan, gerçek doğasında özgürce var olabilir.”

Sanders’a göre tarih boyunca eğitimden ve yazılı kültüre erişimden yoksun bırakılmış insanların kahkahalarını yeniden canlandırmak, nesnelerin bize sunduğu yüzeyi aşarak onları başka bir bakışla, başka bir duyarlılıkla görmeyi gerektirir.

Sanders, İtalyan ressam Masaccio’nun 15. yüzyıldan kalma, Floransa’daki Brancacci Şapeli’nde yer alan Âdem ile Havva’nın Yeryüzü Cennetinden Kovuluşu freskine dikkat çeker. Masaccio, Âdem ile Havva’yı cennet kapısının önünde dondurmuştur: baş melek Rafael, onların üzerinden ayrılırken, eliyle dünya yolunu işaret eder. Cennet sonrası benlikleri mutsuz, hareketleri utanç içinde ve beceriksizdir. Âdem utançla gözlerini kapatır; Havva ise mahrem yerlerini örter. Artık cennet kapısı — “masumiyetin yitirilişinin eşiği” — çok gerilerde kalmıştır. Uygar dünyada “utanma” vardır; “görgü kuralları” vardır; her türlü insan doğallığına ve davranışına biçim vermeye yönelik bir arzu hüküm sürer.

Sanders, bu kaybın ardından yalnızca bir yerde “kuralın olmadığı bütünsel özgürlük” hissinin yaşanabileceğini söyler: gülme eyleminde. Her gülme, aslında yeryüzü cennetinin çağrısının yeniden duyulmasıdır. Çünkü yalnızca orada — cennet bahçesinde, kuralların ve utançların olmadığı o ülküsel mekânda — insan, gerçek doğasında özgürce var olabilir.

“Düşüncelerimiz ve duygularımız bizim yaratımımızdır. Onlara bağlanmak, onlara takılıp kalmak da bizim seçimimizdir.”

Bir Çay Bahçesindeki Kahkaha

Bu düşünceye bir örnek ararken aklıma geçenlerde yaşadığım bir olay geldi:

Bir gün, çok keyifli bir ortamda, eş dostla bir çay bahçesinde oturuyorduk. Garsonumuz güler yüzlüydü; işini severek yapıyordu, göz teması kurarak iletişim kuruyordu. Daha önce de masamıza bakmış, “Bir şey ister misiniz, efendim?” diye sormuştu. Gayri ihtiyari gülerek cevap vermiştim: “Ben bir çay alayım.” Masadakilerin bazıları sipariş verdi, bazıları vermedi.

Tam o sırada, “Çok laubali!” diyen bir kadın arkadaşımızın tepkisiyle ortam aniden gerildi. Herkes kendi yorumunu, duygusunu, düşüncesini ifade etmeye başladı. “Fakat ne oluyordu? Sorun neydi? Tartışılan gerçek neydi? Kim bunlar ve ne oluyor?” diye sorduğum anda, kendimi şaşkın bir halde buldum.

Arkadaşım, garsona karşı gülümsememi eleştiriyordu: “Sen ona çok yüz veriyorsun. Ne gerek var ki gülüyorsun? Böylelerine karşı son derece ciddi durman gerekir!”

Gerçekten de kendisi, son derece ciddi bir tavırla konuşmaya devam ediyordu.  O an, olayın abartıldığını hissettim. “Biraz büyüttüğünü düşünüyorum…” dedim. “Daha sonra konuşuruz” diyerek konuyu geçici olarak kapattım.

Pencereler ve Gerçekler

Hayat, bizim yansımamızdır. Kendi penceremizden dışarı baktığımızda, kimisi için o gün güllük gülistanlıktır; kimisi içinse bulanık, karamsar bir pus içinde geçer. İkisi de gerçektir. Çünkü yaşamı, bakmak istediğimiz gibi görür, onu kendi iç dünyamızla yorumlarız.

Düşüncelerimiz ve duygularımız bizim yaratımımızdır. Onlara bağlanmak, onlara takılıp kalmak da bizim seçimimizdir. Ancak burada iki tür insan ayrılır: Farkında olanlar ve farkında olmayanlar.

Kalıpların Mirası

Çocukluğumuzda öğrendiğimiz kalıplar, bugünkü yaşantımıza nasıl yansıyor? Bu soruya cevap ararken, kendi hikâyemle başlamak istiyorum:

Coğrafya ve dönem kaderdir.

Ben, büyük bir ailede büyüdüm ama çok özel bir babaya sahiptim. Benimle oynayan, şakalaşan, beni olduğum gibi kabul eden, saygı duyan; nezaketi, konuşması, ses tonu hep yumuşak olan, kocaman gözlerinde hep bir gülümseme taşıyan bir babayla büyüdüm.

Gülmek, benim için güzel ve özeldi. Babamın gözlerinde kendimi mutlu, güvende, tam ve bütün hissettiğim o anlar, hayatımda en kıymetli anlardı.

“Gülmek ayıptır, kızlar gülmez!”“Kızların sesi yüksek çıkmamalı!” diyen babaanne, büyükbabaya rağmen babamın kocaman gözlerinde, gülmek; haykırışa, sesimi çıkarmaya, mutlu olmaya davettir. “Şımartma, yapma!” diyen herkese rağmen, o gözler bana özgürce var olmayı öğretti.

Sonra başka bir çocuğun hayatına tanık oldum.

Coğrafyası, dönemi ve ailesi, ona “Gülmenin ayıp olduğunu”“Bir erkeğe bakarken son derece ciddi olmayı” öğretmişti. Bu kalıpların, bugünkü yaşamına nasıl yansıdığını fark ettiğinde, ona sadece şunu söyledim: “Seni anlıyorum. Ama benim penceremden de bir bakmak ister misin?”

Gülmenin Zaferi

Gülmek, en güzel eylemdir.

Gülmek, en büyük mutluluktur.

Gülmek, bir dışa vurumdur.

Ve en önemlisi: hiçbir neden olmadan da gülebilmektir.

Hayat, sadece elde ettiğimiz şeylerden oluşan bir yer değildir. Aynı zamanda, başkalarına ilham verdiğimiz yerdir.

Hayatımızın her evresinde farklı insanlar alırız hayatımıza. Tıpkı en sevdiğimiz manzaraların fotoğraflarını çektikçe onların bizde kalıcı bir yere sahip olması gibi, sevenlerimiz ve sevdiğimiz insanlar da hayatımızın her anına tanıklık eder.

İlham aldıklarımız…

İlham verdiklerimiz…

Sevdiklerimiz…

Sevenlerimiz…

Ve aralarında gülerek bize yol gösterenler vardır.

Onlar, Masaccio’nun cennet kapısının ötesinde kaybolmuş masumiyeti, bizim için yeniden diriltirler.

Sonraki Yazı

Gülcan Çoban

Değişim, gelişim ve dönüşüm yolculuğunda bireylerin kendi potansiyellerini keşfetmelerine rehberlik ediyorum. Her insanın içinde var olan gücü ortaya çıkararak daha bilinçli, dengeli ve tatmin edici bir yaşam kurmasına destek oluyorum. Farkındalık kazandıran yaklaşımım ile bireylerin hedeflerine daha net adımlarla ilerlemelerine, kendilerini daha iyi tanımalarına ve yaşamlarında kalıcı dönüşümler gerçekleştirmelerine eşlik ediyorum. Bu yolculukta, kendi en iyi versiyonunuza ulaşmanız için yanınızdayım.

Son Yazılar

Hizmet Alanlarım

#değişim #gelişim #dönüşüm

Başlamaya Hazır Mısın?

Kendi potansiyelini keşfetmek, hayatında gerçek bir dönüşüm başlatmak ve hedeflerine net adımlarla ilerlemek isteyen herkes için buradayım.

“Daha mutlu bireyler için koçluk, desteklenmeye değer bir UMUTTUR.

İletişim

Hakkımda

Ben Kimim?

Vizyonum

Misyonum

Hizmet Alanlarım

Adres Tarifi

© 2026 Tüm Hakları Saklıdır GÜLCAN ÇOBAN