Yaşam, doğumdan ölüme kadar geçen süreçte canlılığın; büyüme, metabolizma, üreme ve çevreye tepki verme gibi biyolojik süreçlerle varoluşunu sürdürmesidir. Hayatın kendisidir. En basit tanımıyla, cansız maddelerden farklı olarak enerji kullanan, kendini yenileyebilen organize yapıdır.
Yaşamak kelimesinin kökü; canlılık, tazelik ve ömür anlamlarına gelir.
Yaşamaya başladığımız ilk günden itibaren, doğduğumuz ve kurduğumuz hayata dair deneyimler ve beceriler sahibi olmak üzere iki farklı biçimde ortaya çıkar ve hayatımızın ana karakteri olarak sahne alırız.

İhtiyaç duyduğumuz bütün kaynaklara sahip olduğumuz halde arayışımız hep dışarıya ve hep bir beklentiye giriyor. Çoğu zaman rotamızı kaybediyoruz ve bulmak için de bir navigasyon desteğine ihtiyaç duyarız. Şoför olarak direksiyon sende; sadece ihtiyacın olan tek şey rotayı oluşturmak ve harekete geçmektir.
Yaşamda koç olmak denince sırasıyla şu sorulara yanıt almak için neler mümkün olabilir?
Ne yapacağın hakkında bir fikrin var mı?
Yaşamak istediğin hayatı yaşamak için neye ihtiyacın var?
Bu hayatta ne olursa sen daha mutlu olursun?
Neyi daha farklı yaparsan sen sen olursun?
Yaşamda koç olmak; kendimize soru sormak, belki de kendimize doğru safça bakabilmek, olan halimize şükür etmek ve kendine dürüst olabilmektir.
Bütün kapılar tek anahtarla açılır ve kapanır. Bu kapıların hepsi içeriden dışarıya doğru hareket eder.
Yaşamda esas olan şey neydi? Hadi gelin öncesi ve sonrası bir yaşama doğru şöyle bir seyir alalım:
Koçluktan önceki ben; değerler, inançlar, kural ve kalıplarıyla bir ebeveynken; ihtiyaçlar, korkular ve duygularla hareket eden bir çocuk egodaydım. Bazen ebeveynlerimden birinin ya da benim için ebeveyn figürü olan bir başkası gibi davranıyor, düşünebiliyor ya da hissedebiliyordum. Bazen de çocukluğumdaki davranış, düşünme ve hissetme biçimlerine dönebiliyordum.
Yetişkinle çok fazla bir araya gelemedik. Yetişkin ego durumu; kişiliğimizin akılcı yanını oluşturan algılama, bellekte tutma, veri işleme ve benzeri bilişsel faaliyetleri yerine getirir. En önemli işlevi; ebeveyn ego durumundaki veriyi incelemek, doğruluğuna ve bugüne uygunluğuna bakarak kabul etmek veya reddetmektir.
Bütün bunların toplamı olan ben; ateş topu gibi bir sağa bir sola çarptım durdum. Psikolojik oyunlar ve tekrarlayan alışkanlıklarla birlikte yaşamda çalışma tarzım; güçlü ol, başkalarını memnun et ve acele et üzerine kuruluydu. Önceliğim kendim olmak değildi; başkasının mutluluğu olmak, “her şeyi ben yapabilirim” kafasında yorgun ve bitkin bir bendim. Konuşmada acele eden, sabır göstermeyen bir ben vardı.
Ta ki kendimi duygusal bir andan mantıksal bir anın içerisinde bulana kadar…
Pandemi, kendime geldiğim bir dönem oldu. Bulaşıcı bir hastalığın kıtalararası veya dünya genelinde çok geniş bir coğrafyada hızla yayılmasıyla oluşan küresel salgındı. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından ilan edilen bu durum, hastalığın yüksek yayılım hızı nedeniyle toplum sağlığını ciddi şekilde tehdit eder. Ve yaşam denen şey artık çok farklı bir hal alır.
İşte tam bu sırada koçluk hayatıma girdi.
Çok güzel bir söz vardı:
Koçluk; geçmişi tecrübe olarak kabul edip, bugünden geleceğe netleşmek isteyenlerle yol almaktır.
Ve kendime yolculuğum başlamıştı…
Sen kimsin?
Kim olmak istiyorsun?
Neredesin?
“Bizi kendimiz olmaktan alıkoyan nedir?” diyen Sokrates ekler: Kendini bil!
Her insan mutluluğa ulaşmak ister. Mutluluğa ulaştıracak olan şey de erdemdir. Erdem bir bilgidir; ancak bu bilgelikle oluşan bir bilgidir. Bu bilgiye ulaşmanın yolu da kendini bilmektir.
Temel öğretiden yola çıkacak olursak, bugünkü koçluk tanımına oldukça yakın bir yaklaşım olduğunu görüyoruz.
KOÇLUĞUN TARİHİ
Koç kavramının ortaya çıkışı, M.Ö. 469-399 yılları arasında yaşayan ve “Ben insana bir şey öğretmem, sadece düşünmelerini sağlarım.” diyen Yunanlı düşünür Sokrates’e kadar dayandırılmaktadır.
İşte kendimi bilmeye ve bulmaya doğru ilk adımım olan bir koçluk seansında, “Bugün neyle geldin?” sorusuna cevap verirken buldum kendimi:
İyi olmak istiyorum.
İyi olmak senin için ne anlama geliyor?
İyi olmak… BEN demektir.
Kırk beş dakikalık seansın en önemli ayağı keşif olmuştu.
İnsan içindekini dışa vurmadan ikinci adım olan vizyonu yaratamaz. Etkin bir dinleme, doğru sorular ve geri bildirimle sıkışmışlığın içinden çıkarak bir vizyon yarattım. Bu vizyonun bana ait olmasıyla birlikte güçlü bir strateji oluşturdum.
Yeni vizyondaki kişiden şimdiki kendime baktığımda; duyguları, inançları ve değerleriyle birlikte oradan sıçrayarak “yeter artık” diyerek aksiyon planlarını gerçekleştirdim ve kendi dünyamı değiştirdim, dönüştürdüm.
Bugün bir koç olarak misyonum; daha mutlu bireyler için koçluğun desteklenmeye değer bir umut olduğunu tüm yaşama yaymaktır.
Anne, eş, iş ve çevre… Bütün kimliklerimle yaşama daha geniş bir perspektiften bakabiliyorum.
Öneri yok.
Tavsiye vermek yok.
Yargılamadan kabul var.
Dinle, sor, geri dönüt ver…
Yaşam planlamasını yaparken kendime sorduğum güçlü sorularla kendimi sürekli güncelliyorum:
Kişisel gelişimin için ne yapıyorsun?
Mesleki gelişimin için ne yapıyorsun?
Son zamanlarda nasıl gelişim gösterdin?
Bir yıl sonra nerede olmak istiyorsun?
Koçluğun en güçlü kaslarından biri olan transaksiyonel analizle; kendimi olduğum gibi kabul ederken, herkesi de olduğu gibi kabul ettim.
Yaşamda “ben ok, sen ok’sun.”
Gestalt yaklaşımı şöyle fısıldar:
İnsan bir bütündür ve her birey parçaların toplamı değil, bu parçaların uyumlu bir bütünüdür.
Sevgili okurum…
Bugün kendine doğru bir bakmanı istiyorum ve sana küçük bir çalışma bırakıyorum:
Kim bilir, belki geleceğin koçuyla karşı karşıyasın.
Neden olmasın?
Sevginin gücüyle; değişim, gelişim ve dönüşüm seninle olsun…
S – Strengths (Güçlü Yönler)
W – Weaknesses (Zayıf Yönler)
O – Opportunities (Fırsatlar)
T – Threats (Tehditler)
Kişisel durum analizi ile hedef noktasında kendinin farkına varmanı sağlayacak bir çalışma…
Kendine karşı dürüst olmak, kendinle iletişimini en üst seviyede tutmaktır.
Kendini dinlemek bu sürecin ilk adımıdır.
Cevaplar zaten içinde…
Kendine hoş geldin.
Gülcan Çoban




